|
Göktürkler
I.Göktürk Hakanlığı - Doğu Göktürk Hakanlığı
Batı Göktürk Hakanlığı -
II.Göktürk Hakanlığı
Doğu Göktürk Hakanlığı

Doğu'da zor şartlar altında hakan İşbara dengeyi
büsbütün kaybetti. Ordu mensupları arasında, kendisi ile mücadeleye devam eden
Ta-lo-pien'e bağlı olduklarını zannettiği yüksek rütbeli kumandanları vazifeden
uzaklaştırmağa, hatta cezalandırmağa başladı. Neticede bu askerlerle,
prenslerden bazıları Çin'den yardım istemek zorunda kaldılar. Etrafında korku ve
nefret uyandıran İşbara da, kendi gücünden çok şey kaybettiğini ve Tardu -Ta-lo-pien
ikilisinin tehdidi altına girdiğini esefle gördüğü için bizzat, Sui hükümdarına
müracaat ile askerî destek ve barış dileğinde bulundu. Teklifı sevinçle kabul
eden Wen-ti'nin derhal yolladığı heyetin başında diplomat Yü K'ing-tsî ile
birlikte yine Ç'ang-sun Şeng bulunuyordu. Başkentte Hatun'un ve diğer Türk ileri
gelenlerinin önünde bu iki Çinli, İşbara'ya hakaret edecek kadar ileri gittiler
ve "Çin imparatorunun oğlu" olduğunu kabul eden hakanı "Ç'en" (bende) ilan
ettikten sonra memleketlerine döndüler. Doğu hakanlığı Çin himayesine girmişti.
Durumu kendi çıkarına kıyasıya sömürmeyi tasarladığı anlaşılan Çin, Türkleri
büsbütün yozlaştırmak maksadı ile, halkını Çince konuşturmağa, Çinliler gibi
giyinmeğe, Çin adetlerini kabule teşvik ve mecbur etmesi için İşbara üzerinde
zorlu baskısını artırdı. Hakan imparatora gönderdiği 585 tarihli mektupta bu
talepleri şöyle cevaplandırmakta idi: "Size bağlı kalacak, haraç verecek,
kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem, dalgalanan
saçlarımızı sizinkine benzetemem, halkıma Çinli elbisesi giydiremem, Çin
adetlerini alamam. İmkan yoktur, çünkü bu bakımlardan milletim fevkalade
hassastır, adeta çarpan tek bir kalp gibidir." ve ilave ediyordu: "Sui
imparatoru dünyanın gerçek hakimidir. Gökte iki güneş olmadığı gibi, yerde de
iki hükümdar olmamalıdır" vb.
Gök-Türk hakanlığının parçalandığı, tabi kütlelerin
ayaklandığı, Türklerin Çin'e ilticaya başladıkları, Türk hükümdar ailesi
mensuplarının birbirine düştüğü bu karışıklıkta İşbara öldü (587). Yerine geçen
kardeşi Ç'ıı-lo-hoıı (=Ye-hu Kagan) ve arkasından Toy tarafından
(Devlet Meclisi'nce) hakan ilan edilen Tulan (588-600) zamanlarında durum
düzelmedi. Meşhur Ç'ang-sun Şeng Gök-Türk hakanlığını iyice çökertme yollarını
gösteren raporlar hazırlayarak imparatoruna takdim ediyor, elçi olarak geldiği
Ötüken'de türlü entrikalarla Türk hanedan üyelerini karşı karşıya getiriyordu.
En büyük yardımcısı da, önce T'a-po'nun, sonra İşbara'nın ve nihayet, Tulan'ın
öldürülmesinden sonra, Çin'in muvafakati ile tahta çıkarılan, Ye-hu'nun oğlu,
K'i-min (= T'u-li. 600-609) hakanın karısı olan Çinli prenses Ts'ien-kin idi.
K'i-min, bu defa, Doğu hakanlığını kendi idaresine almağa çalışan Tardu'ya karşı
kullanılmakta idi. Bu K'i-min de imparator Yang-ti'ye, 607'de, gönderdiği bir
mektupta "Haşmetpenah'ın aciz bir bendesi" olduğunu, hatta vaktiyle İşbara'nın
bile reddettiği "Türk kavmini Çinliler gibi yapmağa -giyim, adet ve dilde
Çinlileştirme- hazır bulunduğunu" yazabiliyordu. Ancak, ölümünden sonra yerine
geçen oğlu Şi-pi (Shih-pi, 609-619) Gök-Türk haysiyetini biraz kurtarabildi. Bir
Çinli prenses ile evlenmekle beraber bunu, Çin'in Gök-Türk iç işlerine
karışmasını önleyen bir paravana olarak kullandı. 5-6 yıl içinde Doğu Hakanlığı
topraklarındaki dağınıklığı giderdi; batıda Tibet'e ve doğuda Amur nehrine kadar
tekrar itaat altına aldı (615). Durumdan telaşa düşen Sui imparatoru, Türk
hanedan üyeleri arasında anlaşmazlık çıkarmağa dayanan değişmez Çin planını
yeniden uygulamağa geçti: Bu defa yol göstericisi, hususî entrika raporları
hazırlayan ve Batı Asya için yazdığı eserler başlıca kaynaklardan sayılan Çin
devlet ve "sömürge" adamı P'ei-chü idi. Hakanın küçük kardeşi Ç'i-ki çad'a
"hakanlık" teklif edildi. Fakat milletin perişanlığını ve Çin tahakkümünün
rezaletlerini gören bu genç, hem teklifi, hem kendisine vaad edilen Çinli
prensesi reddetti. Çinliler başka bir yol denediler: Gök-Türk nazır (Bakan)'larından
birini pusuya düşürerek öldürdükten sonra, Hakan'a onun muhalefet maksadı ile
kendilerine müracaat ettiğini, fakat "aradaki dostluktan" dolayı onun ortadan
kaldırılmasını uygun bulduklarını bildirdiler. Gaye Hakan Şi-pi ile Gök-Türk
büyüklerinin arasını açmaktı. Hakan bu oyuna da gelmedi. Gök-Türk nazırının
öldürülmesi hadisesinin Çin-Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık
haracı kesti, savaşa hazırlandı. Planı, Çin'in kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış
olan imparator Yang-ti'yi baskınla yakalamaktı. Fakat teşebbüs hakanın Ötüken'de
bulunan zevcesi Çinli prenses t-ç'eng tarafından gizlice Çin'e bildirildiği için
sür'atle geri dönmeğe çalışan imparator, takipçi Gök-Türk süvarileri tarafından
Şan-si'de Yen-men (bu-gün Tai-hien) mevkiinde kuşatıldı. Üzüntüsünden ağladığı
rivayet edilen imparatorun imdadına yine aynı prenses yetişti: Gök-Türk
ülkesinde büyük bir isyan çıktığı söylentisini yayarak Türk ordusunun geri
çekilmesini sağladı (615). Yang-ti'nin son, itibar düşürücü durumu Çin'de
karışıklıklara yol açtı ve ona karşı muhalefet gittikçe arttı. Bu defa da Çin
ileri gelenlerinin Gök-Türklere sığınmalarına şahit olunuyor ve Şi-pi hakan
Çinlilerin siyasetini kendilerine karşı tekrarlıyordu. Çin sarayını yağmalayarak
aldığı kıymetli eşyayı Gök-Türk hakanına sunan mülteci Liang Shi-tu'yu, Şi-pi
"Çin kağanı" ilan ederek (617) kendisine bir kurt başlı sancak verdi. Liu Wu-Chou
adlı diğer bir kumandanı da "Batı Çin kağanı" yaparak, Sui'lere karşı sefere
çıkardı. Şi-pi'nin siyasî faaliyetleri arasında, tarihî bakımından en
ehemmiyetlisi Çin umumî valilerinden Li Yüan'ı himayesine alıp desteklemesidir
ki, andlaşma gereğince, Türk ordularının yardımı ile Sui'leri iktidardan
uzaklaştırarak başkent Ç'ang-an'daki imparatorluk servetini hakana takdim eden,
ayrıcı 30 bin top ipek ve yıllık vergi vermeyi kabul etmiş olan Li Yüan, Çin'de
300 yıl kadar hüküm süren ünlü T'ang sülalesini (618-906) kurmuş ve kendisi
imparator olarak Kao-tsu (618-626) unvanını almıştır. Şi-pi'den sonra hakan
Ç'u-lo (619-621) kardeşinin sert siyasetini takip ediyor ve Hakanlığa karşı
tutumu kısa zamanda değişen T'ang imparatoruna karşı Sui sülalesini
canlandırmağa kararlı bulunuyordu. Fakat karısı Çinli prenses İ-ç'eng tarafından
zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi Kie-li (621-630) kifayetli
bir adam değildi. Hain prenses İ-ç'eng ile evlenmiş, ağır dille yazdığı
mektuplarla imparatoru tahrik etmişti. Karısının tesiri altında idi. Plansız,
taktiksiz, sadece cesarete dayanan askerî teşebbüslerinde bir-iki defa mağlup
oldu. Tutumu millette emniyetsizlik uyandırdı. Tarduşlar, Bayırkular, Uygurlar
ayaklandılar (627). Tarduş başbuğu İ-nan'ın darbeleri yıkıcı olmuştu. Vaktiyle
Türk himayesine sığınmış olan birçok Çinli Tang imparatorundan af dileyerek
memleketine dönüyor, K'i-tanlar ve başka kavimler Çin ile temaslar arıyor ve
sınır bölgelerinde Çin'e bağlanıyorlardı. İmparator T'ai-tsung (627-649, Li
Yüan'ın oğlu) Türklere vuracağı darbe için vaziyetin olgunlaşmasını bekliyordu.
Hakan kuşattığı bir şehir önünde mağlup olarak çekilirken yakalandı, muhafaza
altında Çin başkentine gönderildi (630). Tai-tsung'un kendini "Türklerin Gök
Kağanı" ilan ettiği 630 senesi Doğu Gök-Türk istiklalinin sonu kabul edilmiştir.
Hakanlığa bağlı kabileler ve yabancı topluluklar dağılıyor, Gök-Türk prensleri
etraflarına kuvvet toplayabilecek kimseler olmadıklarından, herkes başının
çaresine bakıyor, bazı gruplar Çin'e sığınıyorlardı. Gerçi başta Aşına
ailesinden "kağan"lar vardı, fakat bunlar artık Çin sarayının emrinde, oraya
sadakat ziyaretleri yapan, hediyeler sunan, imparatorlardan türlü unvanlar alan
birer kukla idiler. Gök-Türklerin acıklı durumunu; Çin sarayında imparator
huzurunda Türklere karşı ne yapılabileceği hususunda, cereyan eden
münakaşalardan anlamak mümkündür. Neticede Kuzeybatı Çin'de (Ordos) Sed boyunda
"6 Eyalet" bölgesine Türklerin yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu suretle belki
Türklerin Çinlileşeceği umuluyordu. Fakat 680'e kadar geçen 50 yıl devamınca
Türk milleti kendini unutmadı, dilini, örf ve adetlerini korudu, tarihinin şanlı
hatıralarını ruhumda yaşattı. Bu arada ufak çapta baş kaldırmalar oluyordu:
Mesela Aşına ailesinden bir prensin Altaylarda Türk hakanlığını ihyaya çalışması
(646-649), yine Gök-Türk hükümdarları soyundan Tu-çi'nin On-ok'ların basında
"kağan" ilan edilerek (676-678) Çin'e karşı Tibetlilerle ittifak etmesi.
Çinliler tarafından şiddetle bastırılan bu hareketler arasında en çok hayret
uyandıran, 639 yılında Kür-şad'ın ihtilal teşebbüsüdür. T'ang imparatorunun
saray muhafız kıt'asında vazife gören Gök-Türk prensi (588'de savaş meydanında
ölen Hakan Ye-hu'nun küçük oğlu) Kur-şad (Çince'de: Kie-şe) Türk devletini ihya
etmek için 39 arkadaşı ile bir gizli cemiyet kurmuş ve önce, bazı geceler tek
başına şehirde dolaşan imparator Tai-tsung'u yakalamağa karar vermişti. Fakat
planın uygulanacağı gece ansızın patlayan fırtına yüzünden imparator saraydan
çıkmadı. Kararın geciktirilmesini sakıncalı gören Kür-şad ve arkadaşları bu defa
doğruca saraya yürüdüler. 40 Türk, sarayı ele geçirip başkente hakim olmayı
düşünüyorlardı. Yüzlerce muhafız telef edildi ise de dışarıdan sevk edilen ordu
ile başa çıkılamadı. Şehir yakınındaki Wei ırmağına doğru çekilen Kür-şad ve
arkadaşları yakalanarak öldürüldüler.
[ Geri Dön |
Okunma: 1319İçeriği Yazdır | İçeriği Tavsiye Et ] |